20 Eyl 2008

SELAM SANA ZİLE' m

Pervin Tekcan Altuntaş

Yakın çevrem bilir, günlük konuşma içinde çok fazla atasözü ve deyim kullanırım. Bu benim kültürümün bir özelliğidir.
 Aslında... Zile kültürümün...Yine söze böyle başlayacağım: "Kırk çarşambam bir araya geldi".
Orhan Bey arayıp bir yazı istediğinde sevindim, "Bugün elimde olmalı" dediğinde endişelendim... Endişem, hem sizlere Zile tadında biryazı okutma isteğidir; hem de Zile bir nehirdir, denizlere okyanuslara açılan bir nehir benim için, hangi noktasından suya girsem bilemem...
Sene 1972, çocuklarda hizmetçi kıyafeti moda. Hayrioğlu (Hayrioğlunun Rahmi-ZileHaberin Notu) Bey amca getirmiş dükkânına renk ,renk; ama annem bana almıyor. Elinden dikiş geliyor ya. İnat aynısını yapacak. Aslında cimri değil ama, yapabileceği bir şey için kolaya kaçmak istemiyor besbelli. Beş yaşındayım; gidiyorum Hayrioğlu bey amcaya, "Annem bu elbiseden iki renk istedi" diyorum. Para sormuyor ve işte Zile bunun için esnafıyla ünleniyor.
Sene 1985, amca oğlum evleniyor. Bir tek orkestrası var şehrimizin. Genç çift ilk dansta, çalan parça: "Beyaz gelinliği giymiş üstüne / Ne güzel yakışmış esmer tenine/Yarimi ellere gelin etmişler".
Damat bey durduruyor:"Tamam tamam, bize dans lazım değil, söyle Çukurpınar taşlarını da, suya sabuna dokunmayıp oynayalım". Kıvrak zekâsıyla ünleniyor memleketim...
Sene 1987, üniversiteden bir arkadaşım misafir geliyor, Özbakır amcadan bir ayakkabı beğeniyor, alıyor ve borcunu soruyor. "Abla, Necati Abi (Babam) kızar; misafirden para alınmaz" cevabını alıyor. İşte benim misafirperver, adap bilen hemşehrim...
Ağabeyimle biniyoruz taksiye. "Eve" diyor ama şoför evi bilmiyor, ağabeyim tarif ediyor, ulaşıyoruz menzile, şoför kızgın: "Abi, Hüseyin Tekcan'ın evinin karşısı desene getirelim!" diyor, gayet tecrübeli, kendinden emin "İyi de ben Hüseyin Tekcan" demiyor ağabeyim. Özür dileyip iniyoruz arabadan, gülerek giriyoruz bahçeye... İşte benim adresleri kesin memleketim.
Yazları geliyorum, anneannem bütün torunlarına bir şeyler verip göndermek istiyor. Teyze çocuklarım onu yormamak için, kabul etmek istemiyor. Bense biliyorum; o, yaptığı her şeyi vererek, işe yaradığını hissetmek ve takdir görmek arzusunda.
Ne vermek isterse, tamam diyorum. En son "Kuru nanem de var, ilk kesim vereyim mi?" diyor. "Verrr" diyorum. O da bana "Vıyh, anam!... Sen de hiç bişeye hayır demiyon!" diyor. İşte benim doğru bildiğini söyleyen, sözünü esirgemeyen güzel yaşlılarım...
Kırk çarşamba dedim başladım söze ve kırk çarşambadan dem vurdum... Gönlümün coşkusu böyle düştü bugün kaleme. Yazı sonunun son sözü sizindir, söylenmemiş olan... Ve benim memleketim insanının bilirim hep vardır bir son sözü...
Kötüyse son sözünüz,
  
AĞZINIZDAN ÇIKSIN KOYNUNUZA GİRSİN!!!

 Bu yazi Cagilti dergsini son sayısından alinmistir/

 Pervin Tekcan Altuntaş

Hiç yorum yok: